Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Künye  
Anasayfa   |  Güncel  |  İLANLAR  |  manşet  |  RÖPORTAJ  |  Siyaset  |  Spor  |  EĞLENCE  |  Ekonomi  |  Medya  |  İz Bırakanlar | Foto Galeri | Videolar |  Bugün: 29 Kasım 2014

ZULÜM NEDİR VE KİMLER ZALİMDİR?

Okunma  Yazar :
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 2142
Tarih  Tarih : 13 Şubat 2012, 23:12

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Zulüm Nedir

ve Kimler Zalimdir?

 

Öncelikle burada zalim kelimesinin anlamı üzerinde durmamız yerinde olacaktır. Arapça olan ‘zalim’ kelimesi ‘Zaleme’ fiil kökünden türemiş olup ‘zulüm/zulmet’ mastarından bir ism-i faildir. Haddi aşıp haksızlık yapan, hem kendine ve hem de başkalarına zulüm eden kişi anlamındadır. Kısacası ‘zulüm’ eyleminin failidir. Ayrıca kelime olarak ‘zalim’  başkalarına işkence eden, başkalarının haklarını gasp eden, acımasız, bencil ve hodbin her kişi, grup ve/veya egemen bir zümre anlamlarına da gelebilir.

 

Kelime olarak ‘zulüm’ ise adaletin zıddı, bir işi yerli yerinde yapmamak, bir şeyi ait olduğu yere koymamak, yapılması gereken bir işi gerektiği şekilde yapmamak anlamındadır. Bu eylemi gerçekleştiren kişi ise ‘zalim’ olarak adlandırılır.  Kısacası her zulmün arkasında bir zalim vardır.

 

Zulmet ise karanlık, yine karanlığı çağrıştıran her türlü eylem, zihinsel çıkmaz, şaşkınlık, Allah’ın dosdoğru yolundan saparak belirsizliğe dalmak ve ciddi bir sapma şaşkınlık neticesi önünü görememe anlamlarına gelebilir. (Lisan-ül Arap)

 

Başka bir ifadeyle karanlığı çağrıştıran ‘zulüm-zulmet’ kelimesi her tür karanlık entrikaları, yanlış işleri, usulsüzlükleri ve haksızlığı karanlıkla eşdeğer kılmaktadır ki Allah bu tür karanlık eylemlerden de ‘Felak’ suresinde kendisine sığınılmasını salık vermektedir. Dahası işlenen her günah, ister küçük ister büyük olsun, zulüm olduğu gibi, Allah’a ortak koşmak/şirk de ciddi bir zulümdür. Ayrıca insanların mallarını haksız yere yemek nasıl bir zulüm ise bir hakkı hak sahibine vermemek de aynı şekilde bir zulümdür.

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi ‘zulüm/zulmet’ aydınlığın, nurun zıddı olan karanlık anlamına da gelmekte olup çoğulu ise ‘zulemun, zulemaat veya zulumaat’ dır. Şu ayette ‘zulüm’ kelimesi aydınlığın zıddı olan karanlık anlamında kullanılmıştır.  "O, karanın ve denizin karanlıklarında (zulmetlerinde) yolunuzu bulmanız için size yıldızlar var edendir."

En’am Suresi: Ayet 97

 

Yine bu kelime Kur’an-ı Mübin de bir takım ayetlerde hem tekil ve hem de çoğul olarak kullanılmaktadır. Örneğin şu ayette ‘zulüm’ kelimesi çoğul şekliyle nurun/aydınlığın zıddı olarak kullanılmıştır.

 

 

Şanı yüce olan Allah buyurdu: “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur.[1] (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” Bakara Suresi: Ayet 257

 

Yani Allah iman edenlerin velisi, koruyucusu, emrinde oldukları yegâne otoritedir. Onları şüphe, inkâr ve cehalet karanlıklarından, hidayet, iman ve ilim aydınlığına, nura çıkarır. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuuraltına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin velileri de putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörler, idareler şeytanî güçlerdir yani tâğutlardır. Onları hidayet, iman ve ilim aydınlığından, nurdan şüphe, inkâr ve cehalet karanlıklarına götürürler. Onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalırlar.

 

Burada karanlıklar sapkın/sapık yolları, Allah’ın razı olduğu yolun dışındaki düşünce ve felsefi kuruntuları temsil etmekte olup nur ise tekil şekliyle Allah’ın razı olduğu orta ve fıtrata uygun olan dosdoğru yolu yani sıratı müstakim yolunu işaret etmektedir. Allah’ın kabul ettiği yolun dışında sayısız yollar/ideolojiler/yaşam felsefeleri/hayata bakış açıları vardır. Oysa Allah sadece din yani yaşam felsefesi olarak İslam’dan razıdır.

 

Nitekim şanı yüce olan Allah buyurdu: “Allah katında din İslam'dır. Kendilerine Kitap verilmiş olanlar kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık ve kinden dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse (bilsin ki) Allah hesabı çabuk görendir.” Al-i İmran Suresi: Ayet 19

 

Yani Allah katında, Allah'tan gelen, tek ilâhî din, şeriat, düzen, medenî kurallar İslâm'dır. Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlar, kavimlerine gelen doğru bilgilerden sonra, liderliği ve hâkimiyeti hep kendi uhdelerinde tutma hırsları, hasetleri, haksızlıkları, şer’i kurallara karşı çıkmaları ve bozgunculukları sebebiyle ayrı baş çekerek ihtilâf çıkardılar. Allah'ın ayetlerini, Kur'ân'ını, birliğini gösteren delilleri inkâr edenler, küfre giren Ehl-i Kitap bilmelidir ki Allah’ın hesabı çok süratlidir.

 

 

 

 

Ayrıca şanı yüce olan Allah’ın ayetlerine yan-çizen, hakka boyun eğmeyen, fesat çıkartıp duran, bozguncu, nimeti vereni inkâr edip başka varlıkları kutsayan veya onlarda ilahlık özelliği arayan, zihninde başkaca tanrı, tanrıçalar, ilah ve ilaheler edinenler asıl zalimler olup yaptıkları ise en büyük zulümdür/haksızlıktır. Aslında bu eylem şirktir ve şirk ise en şiddetli bir zulümdür.

 

Çünkü ‘şirk’ her şeyi yaratan, sevk ve idare eden, nimeti var eden Allah olduğu halde O’nu tanımayıp başkaca kutsallar, tanrı/tanrıçalar, ilah/ilaheler edinmektir ki bu akıl eden bir kimse için gerçekten büyük bir zülümdür. Bu size ikram ve ihsanda bulunanı bırakıp bunun yerine size hiçbir ikram ve ihsanda bulunmayan/bulunamayan birine/birilerine teşekkür etmek gibi bir şeydir. Dolayısıyla her müşrik ve kâfir kendi nefsine ve başka varlıklara zulüm eden bir zalimdir.

 

‘Zalim’ ise haksızlık yapan, zulmeden bir kimsedir ki o zulümle ilgili tüm eylemlerin/bütün olumsuz anlamların bizatihi yapıcısı, meydana getiricisidir. Başka bir deyişle ‘zulüm’ esas itibariyle çok olumsuz bir eylemdir ve ‘zalim’ de bu olumsuz eylemin öznesidir.

 

Şurası bir gerçektir ki bizatihi Allah’ın gösterdiği yolda yürümemek, öz-benliğini/nefsini ilah edinmek ve Allah’a ve elçilerine sırt çevirmek suretiyle kişi hem kendine ve hem de içinde yaşadığı evrenin kozmik yasalarıyla çatışacağından tüm varlıklara da zulmetmiş olur.

 

Nitekim şanı yüce olan Allah buyurdu ki: “Melekler, kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: 'Nerde idiniz/Ne işle meşgul idiniz?' Onlar: 'Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik.' derler. Melekler de 'Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi/Neden hicret etmediniz?' derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır orası?”

Nisa Suresi: Ayet 97

 

Yani haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkmayarak, hicret etmeyerek, zalim idareler altında yaşayanların, kendilerine zulmedilmesine aldırmayanların ruhlarını alarak ölümlerini gerçekleştirirken, melekler:

‘Hangi milletin içinde, nasıl bir yerde idiniz?’ diye sorarlar. Bunlar:

‘Biz yeryüzünde temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zalim idareler altında ezilen çaresizlerdik!’ diye cevap verirler. Melekler de:

“Allah'ın arzı/yeryüzü geniş değil miydi?

 

 

Özgürlüğünüze sahip çıksaydınız, iman nimetinin/devletinizin değerini bilip, baskılara boyun eğmeyerek özgürce Allah'a kulluk ve ibadet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret etseydiniz ya!’ derler. İşte onların mekânları cehennemdir. Orası ne kötü bir cezalandırma ve nihaî dönüş yeridir.

 

Yine bir başka ayette de Allah şöyle buyurdu: “ İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: 'Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım' derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz? Üstelik kendilerine zulmedenlerin/yazık edenlerin yerlerinde de oturdunuz. Onlara yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.” İbrahim Suresi: Ayet 44-45

 

Aslında yukarıdaki ayet hepimize ciddi bir uyarı ve dünyayı mesken edinip ahreti/dönüşü ve hesabı unutmuş veya inkâr etmiş herkese çok yerinde ve ciddi bir uyarı niteliğindedir. Ayet çağrı yaptığı topluma üzerinde yaşadığı topraklarda kendilerinden önce de nice nesillerin gelip geçtiğini ve onların da buraları terk edip ebedi âleme göç ettiklerini ve hesaba çekileceklerini açık bir şekilde hatırlatmakta ve onlara kendilerinden öncekiler gibi haddi aşmamaları konusunda ciddi bir uyarı yapmaktadır.  Aslında bu uyarı yaşayan herkes için geçerli bir uyarıdır. Mübarek Allah elçisinin kabir ziyaretlerini tavsiye etmesinin bir nedeni de bu olmalıdır.

 

Bu aslında gündelik yaşamımızda sürekli yenilenen ve her zaman yaşanabilen bir örnektir. Kendilerinden önce helak olmuş zalimlerin/zorbaların yerinde oturan nice zalimler/zorbalar (tağutlar) vardır ki bu hakikati bilmelerine rağmen azgınlaşıp zorbalık yaparlar. Kendilerinden önce gelmiş zorba zalimlerin (tağutları) yolundan giderek yaptıkları eylemler, acımasız tutum ve davranışlar asla vicdanlarını titretmez. Sonunda onlarda da kendilerinden öncekilerin hazin sonlarını paylaşmaktan kurtulamayacaklardır.

 

 Zalimlerin Üç Temel Özelliği

 

Kur'an'a göre zalimlerin pek çok belirgin özellikleri vardır. Fakat bunların en öne çıkanları ise şu ayette açık-seçik bir biçimde dile getirilmiştir.

Şanı yüce olan Allah buyurdu ki: “Cennetlikler, cehennemliklere seslenerek, ‘Biz Rabbimizin bize vaat ettiklerini gerçekleşmiş bulduk! Siz de Rabbinizin size yönelik vaatlerini gerçekleşmiş buldunuz mu?’ derler. Cehennemlikler de ‘Evet!’ derler.

Bu sırada aralarından biri yüksek sesle şöyle bağırır, ‘Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! Onlar insanları Allah yolundan alıkoyarlar, o yolu/Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenirler ve ahirete de/diriliş ve hesaba da inanmazlar.”

 

Şimdi yukarıdaki ayette geçen zalimlerin bu üç özelliği üzerinde duralım:

 

1. Allah'ın dosdoğru olan yolundan alıkoymak

 

Şurası açık bir gerçektir ki tarihi süreçte daima hakla batıl, doğru ile yanlış ciddi bir çatışma, yaman bir savaşım içinde olmuştur ve bu kıyamete kadar da böyle devam edecektir. 

 

Yeryüzünde sürekli iki toplum, iki ayrı millet, iki farklı düşünce hep var olmuştur ve yine kıyamete kadar da varlığını sürdürecektir. Bu iki toplumdan biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine ve kıyamet gününe iman eden, Kitabın ölçülerine göre yaşamlarını şekillendiren soylu sese kulak veren iman toplumu diğeri de istem ve arzularının tutsağı olmuş, öz-benliğinin istemlerine boyun eğmiş nifak/şirk/küfür/zulüm toplumudur.

 

Küfür toplumunun/milletinin farklı ideolojileri dillendirmeleri, farklı yaşam felsefelerini benimsemeleri onları farklı kılmaz, zira küfür milleti tek bir millettir. Keza iman milleti de tek bir millettir. Bunlar arasında savaşım kaçınılmaz ve hatta işin doğasında yatmaktadır. Biri ölüm ve yaşamla ilgili ölçütlerini Allah’ın kitabından alırken diğeri ise istem ve arzularının kurbanı olmuş şeytana ve şeytani yöntemlere yönelmiştir. Şeytan ise insanın azılı ve yaman bir düşmanıdır. Keza kişinin kendi nefsi yani öz-benliği de öyledir. 

 

 

 

 

 

Dolayısıyla bu ayrım var olduğu sürece her iki toplum da yeryüzünde kendi egemenliklerini isteyeceklerinden ve bu da işin doğasında var olduğundan savaşım kaçınılmazdır. Ama küfür milleti batılı temsil ettiğinden asla dobra-dobra hakkın karşısına çıkmaz/çıkamaz. İman toplumunu çökertmek için her türlü olumsuz propagandayı kullanır, her türlü hile ve desise tezgâhını kurabilir.

 

Bunlardan birisi de iman yoluna, Allah’ın o sapasağlam yoluna, vicdanın ve her temiz akıl sahibinin olumlayacağı o temiz yola yani fıtrat yoluna oturup bu yola girmeye çalışanları değişik yöntemlerle alıkoymaya çalışır.

 

Nitekim şanı yüce olan Allah buyurdu: “Sizi yarattık, arkasından belirli bir biçime soktuk, sonra meleklere ‘Âdem’e secde edin!’ dedik. İblis dışında hepsi secde etti. Sadece o secde edenlerden olmadı. Allah İblis'e ‘Secde etmeni emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan ne oldu?’ dedi. O da ‘Ben ondan üstünüm, beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın!’ dedi.

 

Allah ona ‘O halde in oradan, orada büyüklük taslamak haddine düşmedi. Çık dışarı, sen alçağın birisin!’ dedi. İblis, ‘Bana insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver!’ dedi. Allah ‘Sen mühlet verilenlerden birisin!’ dedi. İblis dedi ki ‘Beni kışkırtıp sapıklığa düşürdüğün için andolsun ki, senin dosdoğru yolun üzerinde pusu kurup insanların yolunu keseceğim.’ Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım da çoğunluğunu şükreder bulamayacaksın. Allah dedi ki ‘Çık oradan yerilmiş ve kovulmuş olarak! Andolsun ki insanlardan kim sana uyarsa, onları ve sizi birlikte cehenneme dolduracağım. "

Araf Suresi: Ayet 11-18

 

Not: Sizce eğitim programlarında Alman Psikaanlaist Sigmund Freud'a yer verdiği kadar Allah'ın o mübarek devrimci elçilerine yer vermemek veya programda/okutulan kitaplarda o elçilerden hiç bahsetmemek sizce Allah'ın yolundan yeni nesilleri alıkoymak değil midir? Yine fasıklar/müşrik/ kafirler/münafıklar Allah'ın dosdoğru yolundan yaptıkları eğitim programlarıyla, çevirdikleri filimlerle, oynadıkları tiyatrolarla, kaleme aldıkları yazılarıyla ve tüm eylemsel ve sözsel faaliyetleriyle insanları Allah'ın yolundan alı koyarlar ki Kur'an bu gibilere zalimler olarak bakıyor ve Allah'ın lanetinin onlar üzerine olacağını beyan ediyor.

 

 

 

2. Allah’ın yolunun eğri gösterilmesini arzularlar/isterler

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi bu iki düşüncenin doğasında var olan çelişki, belirgin fark iki değişik toplumu oluşturmaktadır. Ve kıyamete kadar bu iki toplum arasında bayağı, adi ruhlarla sağlam/onurlu ruhların ortaya çıkması için bir savaşım devam edecektir.

 

Şeytan da Allah’ın dosdoğru yoluna oturmuş ve O’nun kullarına tuzak kurarak bu yoldan saptırmak için gece-gündüz mücadele vermektedir. Bu mücadeleden ise sadece sağlam karakterli olanlar, soylu sesi yani vicdanın/fıtratın sesini tanıyabilenler başarılı çıkabileceklerdir. Allah onlara cennet vaat etmektedir.

 

Kötülüğü, zulmü temsil eden küfür toplumu şeytanın ve şeytanlaşmış tağutların öncülüğünde sürekli Allah’ın dosdoğru yolunu eğri gösterme çabası içinde olacaklardır ve bunu yaparken de her türlü kara propagandayı da meşru göreceklerdir.

 

 

Dahası Allah’ın yolunu eğri göstermek için gerek eğitim sistemlerini, gerek ekonomik yaptırımları ve gerekse de sinema ve basını kullanacaktır. Bu bağlamda insanları o yoldan alı koymak için korkutma ve sindirme yöntemlerini de kullanacaklardır.  

 

3. Diriliş gününe, hesaba, hesap gününe de iman etmezler, o günü yalan sayarlar!

 

Batıl taraftarları başları şeytan olmak üzere tağutlar uğrunda savaşım verirler. İman toplumu da Allah’ın taraftarlarıdır ve Allah yolunda savaşım içindedirler! Batıl ve zalim toplumun en belirgin özelliklerinden biri ise kıyameti inkâr etmesidir.

Yani bu grup dirilişi, hesabı/hesap gününü ret etmektedir. Yeryüzünde herkesi sorguladıkları için hesaba çekilmek bu beylere zor gelmektedir.

 

Zalimler güruhu sürekli hesaba çeken konumunda bir hiyerarşi oluşturduklarından ve insanlara, Allah’ın kullarına hep o tepeden baktıklarından aşağıya inip sorgulanmak istemiyor bu beyler! Kıyamete, dirilişe inanmadıklarından ve yaşamı da sadece bu dünyayla sınırlı saydıklarından bu dünya da ne yaparlarsa yanlarına kar kalacağı havası içindedirler!

 

 

Aslen zulmün kaynağı da budur/bu savruk düşüncedir. Oysa onlar da tıpkı kendilerinden önce gelip geçenler gibi ölecekler ve bu dünya hayatını sonlandıracaklardır. Bu kendilerinden önceki atalarının/ümmetlerin başına gelen bir realitedir/yalın bir hakikattir.

 

Nitekim hükümranlığında ortağı olmayan Allah şöyle buyurdu: “Öyleyse bu (azap) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi gerçekten unuttuk; yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.” Secde Suresi: Ayet 14

 

Yani Kâfirler cehenneme girdikleri vakit, melekler onlara şöyle derler:  ‘O halde, bu gününüzle kavuşmayı unuttuğunuz için tadın azabı bakalım! Biz de sizi unuttuk, sizi cehennemde bıraktık. İşlemiş olduğunuz küfür ve isyan sebebiyle bitmez tükenmez azabı tadın bakalım!’

 

Tadın bakalım azabı bu günle yani kıyamet günüyle buluşmayı inkâr ettiğiniz/unuttuğunuz için veya hesabı hesaba katmadan, kitapsızca, ölçüsüzce yaşadığınız için; Tadın o yüreklere işleyen elem verici azabı ellerinizin yaptıklarınıza karşılık!

 

 

Biz de sizi unuttuk! Allah asla unutmaz, ama onların dünya hayatına tekrar döndürülmeleri için yaptıkları yalvarmalara azap melekleri asla rahmet nazarıyla dönüp bakmazlar!

Zira onlar tekrar yeryüzüne döndürülselerdi/gönderilselerdi yine eski yaşam felsefelerine göre hayatlarını biçimlendirmeye devam ederlerdi.

 

Yani azabı hak etmiş bu kâfirlerin bu tür yalvarışlarına olumlu cevap verilip bu gibiler tekrar dünya hayatına döndürülselerdi/gönderilselerdi bile onlar yine de o eski adi/ebleh yaşamlarına, zalimliklerine gerisin geri dönerlerdi!

 

Nitekim şanı yüce olan Allah buyurdu ki: “(Aslında dirilişi ve hesabı unutan, Allah’a ve elçilerinden yüz çeviren o kâfirler) Kur'an'dan hem başkalarını uzak tutuyorlar, hem de kendileri ondan uzak duruyorlar. Bir bakıma böylece kendilerini mahvediyorlar, ama bunun farkında değildirler. Cehennemin başında durdurulduklarında onların ‘Ah ne olaydı da, dünyaya tekrar geri gönderilsek/bize bir kez daha fırsat verilse bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak!’ dediklerini ah bir görseydin!

 

 

Hayır, sadece daha önce içlerinde gizlediklerinin/sakladıklarının akıbeti önlerinde belirdi (diye böyle hayıflanıyorlar. Yoksa) eğer dünyaya tekrar geri gönderilseler yine sakındırıldıkları/uyarıldıkları şeye/yola gerisin geri dönüverirler. Onlar gerçekten yalancıdırlar.” En’am Suresi: Ayet 26-27-28

 

Şimdi size soruyorum: Siz/biz hangi gruptayız? Acaba Allah’tan yüz çevirerek kendilerine ve etraflarına zulüm eden zalimler güruhunda mıyız yoksa hak tarafında mıyız? Bu soruyu nefsimize sormalıyız. Evet! Ölüm gelip çatmazdan, iş işten geçmezden evvel bu soruyu kendimize sormalıyız. Şimdi aynı soylu ses sahibi elçiler, Allah’ın o mübarek resulleri bu gün bize tekrar gelseler ve o Allah’ın davasını anlatsalar bizler acaba o davete karşı nasıl bir tavır takınırdık acaba? Yoksa o fıtratımıza bir gıda hükmünde olan yoldan yüz mü çevirirdik?

 

Sizce bizler o elçilerin dillendirdikleri hakikatleri sağlam ve ön yargılardan uzak bir kafayla dinleyebilir miydik acaba? Yoksa zihnimizde var olan düşünce biçimimizle mi onların anlattıklarını değerlendirdik? Allah muhafaza etsin! Bir düşünün!

 

Kanaat-i şahsiyeme göre bu kısa öz-eleştiriden sonra herkes nerede olduğunu kolayca tespit edebilir! Zalim midir, adil midir? Âlim midir, cahil midir? Mazlumun yanında mıdır, yoksa zalimle birlikte midir? Unutulmamalıdır ki Allah’ın laneti şeytanın dostlarınadır!

 

Son söz yine Kur'an dan olsun. Şanı yüce olan Allah buyurdu: "Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öçlerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir."

Şuara Suresi: Ayet 227

 

Yani ancak iman ederek, halis niyet ve amaçlarla İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçiren, bilinçli, planlı, mükemmel, meşru, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayan, yerinde ve haklı çıkışlar yaparak düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar müstesnadır. Yine kalıcı hayırlar/sâlih ameller işleyen, Allah’ı çokça zikreden, Allah’a çokça ibadet eden, Allah’ın dinini, şeriatını çokça anlatan, zulme, haksızlığa uğradıktan sonra kendilerini savunanlar da müstesnadır.

 

 

 

Zulmedenler/Haksızlık edenler, İslâm’ın yükselişinin, Müslümanların ilerlemesinin önünü kesme planları yapanlar ve uygulayanlar, günah, isyan ve inkâr bataklığında bocalayanlar nasıl bir inkılâpla sarsılacaklarını/devrileceklerini, hangi kötü akıbete uğrayacaklarını pek yakında öğrenecekler.   

 

Selam zulümden adalete, yalandan doğruluğa, kula kulluktan Allah'a kulluğa davet eden Allah'ın o devrimci elçilerine, Selam vicdanın o soylu sesine bunca kirliliğe rağmen kulak verebilenlere

 

Selam hidayete erenlere,

 



[1] Arapça bir kelime olan  ‘Tağut’ kendi istem ve arzularını, heva ve hevesini , özbenliğinin ayartıcı istemlerini önceleyen, Allah’a ve O’nun elçilerine sırt çeviren başları şeytan olmak üzere her türlü azgın, zorba ve müstebit kişi, grup, egemen bir zümre ve/veya baskıcı ve oligarşik bir siyasal düzlem anlamlarına gelir.  

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

SITKI ADA SITKI ADA
ANKARA GİRESUN GÜNLERİ İÇİN DAVA AÇIYORUZ
Hilmi Taşkın Hilmi Taşkın
HAK ETMEDİĞİMİZ YERDEYİZ
İBRAHİM BALCIOĞLU İBRAHİM BALCIOĞLU
İSRAİL VE SEÇİMLER
Ahmet Gürsoy Ahmet Gürsoy
HAYIRLI OLSUN
CEMİL KARATAŞ CEMİL KARATAŞ
EKMELEDDİN İHSANOĞLU KİMİN ADAYI?
zafer çamaltı zafer çamaltı
GİRESUN'U BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE
ABDULLAH KESKİN ABDULLAH KESKİN
CANİKLİ'NİN ADININ OKULA VERİLMESİ..
Vehbi Altunçul Vehbi Altunçul
YAZIK DEĞİL Mİ?
İsmail Ş.Aydın İsmail Ş.Aydın
GÜNEYDOĞU YOL GEÇEN HANI MI?
Ahmet Bilge Ahmet Bilge
TURİZM İL MÜDÜRÜ KİM OLACAK?
ŞAKİR ALİUSTAOĞLU ŞAKİR ALİUSTAOĞLU
SİYASET
Selami Çelebi Selami Çelebi
NEDİR BU İŞ?
ABDULLAH AKGÜN ABDULLAH AKGÜN
AKSU,ÇAĞRICI,TURAN VE PTT 1.LİG
Zeki Al Zeki Al
KİMLER GİTMELİ?
SEFER ÖZKAYA SEFER ÖZKAYA
TOPLUMSAL MUTLULUK..?
A.ZAFER TOPŞİR A.ZAFER TOPŞİR
GÜL'ÜN GÖREV SÜRESİ BİR YIL UZATILIYOR MU?
AHMED ÇITLAKOĞLU AHMED ÇITLAKOĞLU
30 MART'TA Kİ MİLLETİN KARARI
Mustafa Şahin Mustafa Şahin
BUDA MI KUMPAS?
Necmi Kaya Necmi Kaya
KİM SEÇİLİR?
H.İBRAHİM ŞENGÜN H.İBRAHİM ŞENGÜN
ÇİN İLE MEMLEKETİMİZİN KIYASLAMASI
Bünyamin Çetink Bünyamin Çetink
BİLEMİYORUM
Tülay Tatoz Tülay Tatoz
KAHRAMAN ÖĞRETMENLER
TAHSİN EYİBİL TAHSİN EYİBİL
ALLAHIM..ALÇAK BASINÇ VERME...
YUSUF KOCAOĞLU YUSUF KOCAOĞLU
FAİZ VE KAOS LOBİSİ TÜRKİYE'DE NEYİN PEŞİNDE?
Çınar Çetinkaya Çınar Çetinkaya
TİREBOLU'DAKİ BAZI KENDİNİ BEĞENMİŞLER..
İsmail Kaçmaz İsmail Kaçmaz
CHP'NİN TİREBOLU ADAYI KİM OLMALI?
Ertuğrul Akgündüz Ertuğrul Akgündüz
TOLGA, ZENGİN Mİ?
YAHYA İPEK YAHYA İPEK
TİREBOLU İLETİŞİM FAKÜLTESİ NASIL OLMALI?
Kamil Patan Kamil Patan
NAZMİYE KABADAYI'NIN CEVABI NE?
Yusuf Akdağ Yusuf Akdağ
ATATÜRK'ÜN ALLAH'A İNANCI TAMDIR
KEMAL GEMİCİ KEMAL GEMİCİ
BİZDEKİ NOKSANLIKLAR
Ali Sarıaydın Ali Sarıaydın
MİLLİYETÇİLİK TARTIŞMALARININ DOĞRUSU NE?
Miktad Kaya Miktad Kaya
KARADENİZ'DE PLAN TUTMADI
HASAN SEYİS HASAN SEYİS
ÇÖP SORUNUNU ÇÖZEMEYEN SİYASETÇİLER..
Namık Baltaoğlu Namık Baltaoğlu
SAYIN VALİ NE DEMEK İSTEDİ?
ŞENAY BİLEN ŞENAY BİLEN
EL SANATLARI VE CAM BONCUK YAPIMI
Osman Ünal Osman Ünal
ABD DOST MU DÜŞMAN MI?
MURAT TOKER MURAT TOKER
CANİKLİ'NİN VERDİĞİ TARİHTE NE OLUR?
Birol Cevizoğlu Birol Cevizoğlu
YENİ ASGARİ ÜCRET BELLİ OLDU
ALİ OSMAN BAHAT ALİ OSMAN BAHAT
PLAKA 34
SEDAT PİR SEDAT PİR
DOĞRUYU KİMLER SÖYLEYECEK?
Mustafa Cici Mustafa Cici
BİZE AĞLAMAK DÜŞER

  HABER ARA


Gelişmiş Arama

  EN ÇOK OKUNANLAR

  ANKET

FUTBOLDA YABANCI SINIRLAMASI IRKÇILIK MIDIR?






Tüm Anketler


Ayaronline © 2010 Tüm Hakları Saklıdır.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi