Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Künye  
Anasayfa   |  Güncel  |  İLANLAR  |  manşet  |  RÖPORTAJ  |  Siyaset  |  Spor  |  EĞLENCE  |  Ekonomi  |  Medya  |  İz Bırakanlar | Foto Galeri | Videolar |  Bugün: 23 Aralık 2014

KELİME-İ TEVHİD'İN ANLAMI

Okunma  Yazar :
Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Okunma  Okunma : 2538
Tarih  Tarih : 03 Haziran 2012, 23:41

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kelime-i Tevhid’in Anlamı

(La İlahe İllallah)

Şanı yüce olan Allah kelime-i tevhit hakkında şöyle buyurdu: “Allah'ın, güzel bir sözü kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.” İbrahim Suresi: Ayet 24-25

Yani burada ‘güzel bir söz’ ün ne kadar güçlü ve yaygın olduğu gösterilmektedir. Evrendeki tüm sistem, müminin şahadet ettiği bu ‘güzel söz’deki gerçekliğe dayandığından, yer ve bütün sistem onunla işbirliği içindedir ve bütün sistemi ile birlikte gökyüzü onun hizmetindedir. Bu nedenle müminle evrenin kozmik yasaları arasında bir çatışma yoktur. Aksine her şey tabiatı gereği ona yardım elini uzatmaktadır.

 

Peki, hoş ve güzel olan bu söz nedir? Bu söz sözlükte ‘temiz bir söz’ anlamına gelmesine rağmen burada ‘Doğru bir söz ve sağlam bir inanç’ anlamındadır.

Kur'an'a göre bu ‘söz’ ve ‘inanç’, tevhidi kabul etmek, peygamberlere, vahye ve ahirete inanmaktır. Çünkü tevhit bunları belli başlı doğrular olarak ilan eder.  

 

‘Güzel bir söz’ o denli verimlidir ki, hayat sistemini ona dayandıran herkes veya her toplum her an ondan meyvesini alır.

 

Çünkü ‘güzel söz’-kelime-i tevhit- düşüncede berraklık, sinirlerde denge, karakterde güç, ahlakta temizlik, ilişkilerde sebat, konuşmada doğruluk, sohbette dolaysız ve doğrudan konuşma, sosyal davranışlarda ölçülü bir tutum, kültürde soyluluk, ekonomide adalet ve eşitlik, savaşta soyluluk siyasal yaşamda/politikada onurluluk, barışta samimiyet ve verilen sözlerde, yapılan anlaşmalarda güven yaratır. Kısacası o, yerinde kullanıldığında her şeyi altına çeviren bir iksirdir.                                                                        

        Şanı yüce olan Allah kötü söz hakkında ise şöyle buyurur: “Kötü/küfür, murdar söz ise kötü bir ağaç gibidir ki onun kökü yerin üstünden koparılmış ve bu nedenle de yerinde durma, tutunma imkânı kalmamıştır.” İbrahim Suresi: Ayet 26.                                                                                               

 

Yani ‘Kötü bir söz’, ‘güzel bir söz’ün tam tersidir. Gerçek dışı ve yanlış olan her şey için kullanılabilir, fakat burada ateizm, sapıklık, inançsızlık, şirk, puta tapıcılık veya peygamber tarafından getirilmemiş hangi ‘izm’ olursa olsun kişinin hayat sistemini dayandırdığı yanlış inanç ve akide anlamında kullanılmaktadır.

‘Kötü bir söz’, yanlış bir inanç dayanıklı ve sürekli değildir, çünkü evrenin kozmik yasalarıyla çatışır. Bu nedenle evrendeki her şey ona karşı çıkar ve onu reddeder. Sanki toprak onun tohumlarını dışarı atmaya hazırdır ve eğer atılan tohumlardan bazıları büyümeyi ve kötü bir ağaç olmayı başarırsa, o zaman gökyüzü onun dallarına baskı uygular.

 

Gerçekte eğer insana denenmesi için özgürlük ve süre tanınmamış olsa, kötülüğün gelişmesine hiç bir zaman izin verilmezdi. Bu özgürlük nedeniyle bazı insanların hayatlarını ‘kötü söz’ e dayandırmalarına izin verilmiştir.

Onun belli bir dereceye kadar büyümesine müsaade edilir, fakat o kötü sonuçlar doğurmaktan başka bir şey üretmez. Kısa bir süre sonra da onun kökü topraktan sökülüp atılır.

‘Güzel bir söz’ ile ‘kötü bir söz’ arasındaki ayırım o denli açıktır ki, dünyanın kültürel, ahlaki, dini ve entelektüel tarihini eleştirel bir yaklaşımla inceleyen herkes bunu kolayca algılayabilir.

Çünkü ‘güzel söz’ tüm insanlık tarihi boyunca bir tek ve aynı kalmıştır ve hiçbir zaman tarihten silinmemiş ve Allah’ın tüm elçilerinin ağız birliği etmişçesine dillendirdikleri sözdür.  

Bunun aksine, tarihte sayılamayacak denli çok ‘kötü söz’ ortaya çıkmış, fakat bunlardan tarih kitaplarındaki isimleri dışında hiçbir iz kalmamıştır. Hatta bunlardan bazıları o denli saçmadır ki, eğer bugün insanlar bunları duysalar insanların bu kadar akıldışı şeylere nasıl inandıklarına şaşırırlar.

İki tür ‘söz’ arasında dikkate değer bir ayrım daha vardır. Ne zaman bir kimse veya toplum ‘güzel sözü/İslam’ı’ hayat sistemi olarak kabul ederse, nimet ve lütuflar sadece o kişi ve toplumla sınırlı kalmaz her tarafa yayılır. Bunun aksine ne zaman bir kimse veya toplum, hayatını ‘kötü söz/küfür’ üzerine kurarsa bu durumda her tarafa kaos ve karışıklık yayılır.[1]

İşte bu söz hiç kuşkusuz Kelime-i Tevhid’tir. Bu ‘kelime-i tevhid’  öyle bir kelimedir ki hemen-hemen tüm Kur’an ayetleri bu kelime üzerine örgülenir.

Peki, bu Kelime-i Tayyibe veya kelime-i tevhid’in temel felsefesi nedir? Öncelikle Kelime-i Tayyibe tüm insanlığı tek Allah’a kulluk etmeye davet eder ve O’nun dışında hiçbir varlığın kulluğa/ibadete layık olmadığını, kulluğun/ibadetin gökleri ve yeri yaratanın, her şey üzerinde hükümran olan Allah’ın hakkı olduğunu sarahatle ifade ve ilan eder.

Dahası bu mübarek söz tüm varlıkları bir ölçüye göre yaratanın Allah olduğunu ve peygamberlerin insanlığa bildirdiği şer’i ölçülerin de Allah tarafından belirlendiğini beyan etmekte ve Allah’ın dışında tüm varlıkların kendi başlarına yarar veya zarar veremeyeceklerini, zarar ve faydanın ancak Allah’ın dilemesiyle olabileceğini de ifade buyurmaktadır.

Dolayısıyla da Allah’ın şer’i ölçülerini yaşamın eksenine oturtmayanların aslında evrenin kozmik yasalarıyla çatışma içine gireceklerini de ifade etmektedir. Bu ise bir bakıma insanın yaşadığı evrenle diyaloga girememesi ve içinde yaşadığı evrene ontolojik bağlamda bir anlam yükleyememesi demektir ki neticede bu tutum insanı zihinsel bir anarşiye, anlamsız ve disiplinsiz bir yaşam felsefesine götürecektir. 

Dolayısıyla da Kelime-i Tayyibe tüm insanlığa ve cinlere Allah’ın dışında ilahlık iddiasında bulunan tüm tağutları, zihinlerde oluşmuş tüm totemleri, vesenleri, tanrı-tanrıçaları, ilah ve ilaheleri ve dahası Allah’a dayanmayan tüm otoriteleri ret edip inkâra davet etmektedir. 

‘La ilahe illellallah’ın manası ‘Allah’tan başka ilah yoktur!’ demektir. Bunun çok derin bir anlamı vardır ve yukarıda da belirttiğimiz gibi tüm Kur’an ayetleri de bu anlam üzerine kurgulanır.

Bu kısacık cümleyi bilerek ve düşünerek söyleyen kişinin hayatında devrim niteliğinde bir değişim, yaşam felsefesinde hissedilir bir farklılaşma, sosyal ilişkilerinde bir başkalık, hayata, ölüme ve varlığa bakışında bir isabet, söylemleriyle eylemleri arasında bir uyum hemen fark edilecektir.

Bu kısacık kelime-i tevhit hakları olmadığı halde Allah’ın kulları/yaratıkları üzerinde otorite kuran tüm ceberut ve müstebit siyasal sistemlere/tağutlara ciddi bir başkaldırıyı temsil etmektedir.

  Aynı zamanda bu kısa cümle bu müstebit tağutlara[2] karşı onurlu ve dik duruşu, adaletsiz yersel ve içsel güçlere karşı sağlıklı ve ciddi bir direnişi, anlamsız gelenek ve göreneklere bir ‘dur’ deyişi ve dahası sorulamayanı sormaya sevk eden bir yiğitliği temsil eder. 

Bu cümlenin başında yer alan ‘la’ kelimesi Türkçede ‘hayır’ anlamına gelmektedir.

Bu aslında Allah’ın kitabı Kur’an’ın ve O’nun temiz elçisinin temel felsefesine uyum sağlamayan tüm anlayışları, gelenek ve görenekleri, müstebit otoriteleri, kısacası Allah’tan gayrı her şeyi ret etmeyi gerekli kılan bir anlayışın temel taşıdır. Kişiye onur ve kimlik kazandıran, cesaret veren, fedakârlık duygusunu artıran bir kelimedir bu!

 Dahası bu kelime sorulamayanı sormaya davet eden bir şecaatin, evet-efendimci anlayışı yerle bir eden bir duygunun, Allah’a dayanıp güvenmenin verdiği bir öz-güvenin kaynağını teşkil eder. Kelime-i tevhit bir bakıma sözlüklerinde ‘hayır’ kelimesi olmayan evet-efendimci bireylerin sözlüklerine ‘hayır’ yazarak onlardan gerektiğinde hayır demelerini istemektedir.

Başta şeytana ve öz-benliğin baskıcı istemlerine karşı sabrı öğreten bir düşünce içermektedir bu kelime. Allah’ın emirlerine muhalefet eden her şeye ‘hayır’ diyebilen bir kişilik inşa eder bu kelime!

Bu mübarek Kelime-i Tayyibe midelerinden esir alınmış ve düşünce yetilerini kaybetmiş modern insana inat gerektiğinde açlığa, susuzluğa ve ölüme bile razı olabilecek bir düşünceyi öğreten bir yaşam felsefesi aşılamaktadır müntesiplerine! 

Başkalarının ölümden korktuğu kadar ölümü seven insanlar yetiştiren bir anlam yüklüdür bu kelime-i Tayyibe! 

Şimdi Kelime-i Tayyibe’nin anlamı üzerinde duralım: ‘La ilahe’ demek ‘ilah yoktur’ demektir. Yani bu bir nefiydir, ret etmedir, karşı duruştur ve her türlü zorbalığa, yanlış ilah ve ilahe tasavvurlarına, her türlü totemlere, vesenlere, batılı temsil eden dikili sembolik idollere karşı bir reddiyedir.

Aslında kelime olarak ‘ilah’  ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile bağlanılan, kulluk edilen, mabut haline getirilen, alışılan, düşkün olunan demektir. Kendisinden türediği 'elihe' fiili ise yönelmek, düşkün olmak, kulluk yapmak, örtmek, gizlemek, alışmak gibi anlamlara gelmektedir.

Istılahta ise ‘ilah’ kendisine ibadet edilen, mabut sayılan her şey, her şeyden çok sevilen, tazim edilen kutsal varlık anlamında kullanılmaktadır. Tapınılan, kendisine ibadet edilen, üstün sayılan bütün mabutların ortak adı ‘ilâh’ tır.

Ayrıca bu kelime kendisine tapınılan, kendisine kulluk/ibadet edilen, ibadet edilmeye lâyık, yani kudret ve kuvveti önünde huşu ile boyun eğip ibadet ve itaat etme gereği duyulan, her şeyin O'na muhtaç olduğu bir varlık demektir.

Dahası ‘ilâh’ kelimesi, gizlilik ve esrarengizlik manalarına da gelir ki böylece ‘ilâh’ görülmez ve ulaşılmaz bir varlıktır. Bunlardan başka ‘ilâh’ kelimesi otorite sahibi, kanun koyan, ibadet edilen, rızık veren, hesaba çeken, kendisine ihtiyaç duyulan’ anlamlarını da içermektedir.  

İlâhlık ve otorite birbirini gerektirdiğinden dolayı ilâh denildiğinde, aklımıza, hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen ve kayıtsız şartsız hâkimiyet sahibi Allah gelmelidir.

Kısacası bu kelime müteal/aşkın olanı, egemenliğinde ve otoritesinde ortağı olmayan bir varlığı, aşkınlığından dolayı kendisine yönelinilen bir varlığı/Allah’ı ifade eder.   

Şanı yüce olan Allah öncelikle iman edeceklerden zihinlerinde kurguladıkları tüm uydurma, batıl tanrı-tanrıçaları, ilah ve ilaheleri, tüm totemleri, vesenleri, esenliği tehdit eden gelenek ve görenekleri, Allah’a dayanmayan ve gücünü doğruluktan, vicdanın soylu sesinden almayan tüm otoriteleri ‘la ilahe’ yani ‘ilah yoktur’ diyerek ret etmeye davet etmektedir.

Bunları ret ve inkâr etmeden gerçek bir inancın/imanın elde edilemeyeceğini bize adeta hatırlatmaktadır.

Bu nedenle olacak ki iman edecek tüm insanları önce zihinlerinde ve kalplerinde var olan batıl ve hurafe düşüncelerini ret etmeye davet etmektedir.

Bilinmelidir ki zihinlerde ve kalplerde var olan batıl düşünce tortuları, yanlış ilah tasavvurları ve hurafe inançlar ortadan kalkmadan asla doğru bir ilah anlayışı kabul edilemez.

Nitekim şanı yüce olan Allah şöyle buyurdu: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”                    Bakara Suresi: Ayet 256

Yani din ve vicdan hürriyeti vardır ve hiç kimse İslam’ı baskıyla, zorbalıkla kabule zorlanamaz.  Hak, doğru, huzurlu ve aydınlık yol, sonu pişmanlıkla biten, haince düşünceler içeren, helake maruz sapık yollardan ayırt edilerek iyice açıklanmıştır.

Her kim, putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlerle, idarelerle şeytanî güçlerle, tağut ile ilişiğini keser, geçmişin kirlerinden arınarak Allah’a, Allaha imanın gerektirdiği esaslara iman ederse, sağlam, kopması mümkün olmayan bir kulpa, İslâm’a yapışmış, hukukun üstün, hakkın ve adaletin belirleyici güç olduğu en güvenli bir topluma, İslâm toplumuna katılmış olur. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.

Bu ayette yüce Allah iman edecek olan kimselerden öncelikle tağutu ret ve inkâr etmeyi istemekte ve sonra Allah’a imanın gerçekleşeceğini beyan buyurmaktadır.

 

 

 

Yani önce kalplerde var olan kirli düşünceler, zihinlerde var olan tabular yıkılacak, Allah’a dayanmayan tüm siyasal algılar/tağut ret edilecek ve sonra iman o kalplere girecektir. Bu kirli bir bardağı önce temizleyip sonra temiz su doldurmak gibi bir şeydir.  Önce eski bina yıkılacak ve sonra yeni binanın temeli atılacaktır. Eski bina üzerine yeni bina kurulamaz.

Din apaçık ortadadır ve hiç kimsenin zorla, baskıyla bu dine girmesi istenemez. Bu Allah’ın yasakladığı bir şeydir. Herkes hür iradesiyle İslam’a girer.

Ancak şurası vardır ki iman ettikten sonra özellikle kamu esenliğini sağlamak adına Allah’ın yaptırımlarına mü’min kulların uyma zorunluluğu vardır.  Kul hakları ile ilgili konularda mü’minler üzerine zorlama mevcuttur. Yani İslam toplumunda mü’minler Allah’ın emrettiği bir takım yükümlülükleri yerine getirmek zorundadırlar.

Bu ayet sadece iman etmeyen bir kimseye iman etmesi konusunda zorlama yapılamayacağını beyan etmektedir.

Başka bir ifadeyle kul ilk önce ‘la ilahe’ diyerek tüm aykırı, batıl, hurafe, felsefi kuruntuların, batıl ideoloji ve düşüncelerin sarmalından ve ağından nefyederek kurtulup kalbini ve gönlünü tam olarak temizledikten sonra daha sonra sıra ispata yani ‘İllallah’ demeye gelecektir.

İşte ancak bu durumda iman o kalbe teslim edilecektir. Unutulmamalıdır ki iman öyle her kalbe teslim edilemeyecek kadar yüce bir değerdir.

Bu kelime öyle basit bir anlam ifade etmez. Bu kelimeyi söyleyip İslam’a giren kimse artık eski alışkanlıklarını, eskiye ait ne varsa tüm değer atfettiği tabularını, totemlerini, inanç ve geleneklerini terk etmek zorundadır.

Öyle hem bu kelimeyi söyleyip ve hem de fütursuzca eski yaşam felsefesini devam ettirmek Allah’ın olumladığı bir inanç biçimi değildir.

Artık bu kelime sahibine zulümden adalete, kötülükten hayra, iyiliğe ciddi bir değişim önermekte, görkemli bir sorumluluk yüklemektedir. O artık yeryüzünde tüm mazlumların velisidir ve o adeta onlar için yaşamaktadır. Yeryüzünde ilahi adalet esasları egemen oluncaya kadar o yatağında rahat uyuyamaz.

İşte Mekkeli müşrikler bu kelimenin ne anlama geldiğini çok iyi bildiklerinden bu kelimeyi söylememekte şiddetle diretiyorlardı. Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı ki artık bu kelimeyi söyleyince öyle fütursuzca eski batıl inanç ve anlayışları benimsemek,  gelenek ve görenekleri yaşam biçimi edinmek, haram kazanç yolarına sapmak yasaklanmıştır.

Yine onlar bu kelimeyi söyleyince tüm tabuların, totemlerin, birer sembol olan bir tür ideoloji ve/veya düşünceleri temsil eden tüm putların yıkılması gerektiğini de biliyorlardı. Bu nedenle ‘La ilahe illellah, Muhammedürrasulullah’ dememek için ısrar ediyorlardı. Buna direnmelerinin nedeni de işte buydu.

Ama günümüz Müslümanları Kelime-i Tayyibe’nin ne anlama geldiğini pek fazla derinlemesine bilmediklerinden ve inançlarını da daha çok tevarüssen devraldıklarından olacak ki bu kelimeyi söyledikten sonra eski yaşamlarına devam edebiliyor, eski hurafe ve batıl inançlarına bağlı kalmakta bir beis görmüyorlar. Müslüman olduklarını söyledikleri halde rahatlıkla içkilerini içip kumarlarını da oynayabiliyorlar ve hatta bu tür bir eylemi modern yaşamın bir gereksinimi olarak algılıyorlar. Hem bir Müslüman ve hem de bir başka ideolojinin, batıl düşüncenin ateşli savunucusu olabiliyorlar.

Hatta felsefe çöplüğünde çok otladıklarından her zaman ve zeminde oradan aldıkları düşünceleri doğru-yanlış demeden entelektüellik adına her yerde dillendirebiliyorlar.

Fakat aynı kişilerin ağızlarından Kur’an ile ilgili tek bir kelime veya ayet, Allah’ın elçisine ait bir söz bile duyamazsınız. Bu tür kişilere siz ‘Müslüman olup olmadıklarını sorsanız?’ alacağınız cevap ‘Ne zannettin ya! Benim dedem de mollaydı, âlimdi, hafızdı’ olacaktır. Hatta size böyle bir soru sorduğunuz içinde kızacaktır.

Oysa bu düşünce, bu yaklaşım İslam’ın temel felsefesine aykırıdır. Kısacası bu kelime günümüzde söylendiğinde günümüz sözde Müslüman bilincinde öyle eski anlamlarıyla bir anlam çağrışması yapmamaktadır.

Bu kelime artık günümüz Müslüman bilincinde kolayca söylenebilen ve fakat hiçbir yaptırımı olmayan, değişimi tetiklemeyen yavan bir ifadeden başka bir şey değildir!  Oysa iman, bu güzel sözü kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmek ve beden ile de gereğini yerine getirmeye gayret etmekle gerçekleşir.

 Kelime-i tevhidin fazileti üzerine Allah’ın mübarek elçisi şöyle buyurdu:La ilahe illallah diyen bela ve sıkıntılardan kurtulur.” Bezzar

“La ilahe illallahı çok söyleyerek imanınızı tazeleyin!” Taberani

Benim ve diğer peygamberlerin dediği en üstün şey, La ilahe illallah sözüdür.” Tirmizi

 

“Ölüm halindekilere La ilahe illallah söylemesini telkin edin, onları Cennetle de müjdeleyin. Şeytanın insana en yakın olduğu an bu vakittir.” Ebu Nuaym

“Ağır hastayı, La ilahe illallah demeye zorlamayın, sadece telkinde bulunun.” Dare Kutni

“Son sözü La ilahe illallah olanın, ruhu kolay çıkar ve o söz kıyamette ona nur olur.” Hakim

“Ahiret, dünyaya tercih edilince, La ilahe illallah sözü, Allah’ın gazabından korur. Dünya kârını, ahirete tercih eden, La ilahe illallah dediği zaman, Allahü teâlâ, “Yalan söylüyorsun, sözünde sadık değilsin” buyurur.” Beyhaki

“La ilahe illallah diyene, işlediği günahlardan dolayı kâfir demeyiniz! Buna kâfir diyenin kendisi kâfir olur.” Buhari

“Günde yüz defa La ilahe illallah diyenin yüzü kıyamette ayın ondördü gibi parlar.” Taberani
(Yüzüncüyü söylerken ‘Muhammedün resulullah’ ilave etmek gerekir/iyi olur.)

“Haramlardan kaçarak, ihlâsla, “la ilahe illallah” diyen Cennete girer.” Hatib, Taberani

“İhlâsla La ilahe illallah diyen Cennete girer. İhlâs, söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır.” Taberani

Selam hidayete erenlere,

 

 



[1] Tefhimul Kur’an, Mevdudi

[2] Tağut Allah’ın ölçülerine sırt çeviren başları şeytan olmak üzere egemen bir zümre, birey, siyasal bir sistem  ve/veya gruptur.  Ayrıca ‘Tağut’ kelimesi üzerinde de biraz duralım ne dersiniz? 

 

 Kur’ani bir kavram olan ‘Tağut’ terimi azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz. Allah'ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü.

 

Arapça "Teğa" kökünden türetilmiş olup kelimenin masdarı olan "Tuğyan" Allah Teâlâ'ya isyan etmek anlamına gelmektedir.

 

Allah'ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur. Tağut, Allah (c.c)'a karşı isyan etmekle beraber O'nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir. Bu sebepten dolayı bir insanın müslüman olabilmesi için tağutu reddetmesi gerekmektedir.

 

Tağut kelimesi aslında çoğul manâsı taşımaktadır. Çünkü Allah (c.c)'ı inkâr eden, bir yerine birçok tağutun kulu olur. Bunlardan bir tanesi insanı çeşitli günahlara yönelten şeytandır. Diğeri, insanı ihtiras ve arzularının esiri kılan kendi nefsidir.

 

Kezâ karısı, çocukları, hısım ve akrabaları, ailesi, arkadaşları ve milleti ile siyasî ve dinî liderleri ve hükümetleri gibi diğerleri de bulunmaktadır.

 

Bütün bunlar o kimse için birer tağut olur ve o kişiyi kendi arzu ve ihtiraslarına esir etmek isterler. Bu pek çok efendilerin kulu olan kimse, tatminine bir türlü imkân olmayan bu tağutlardan her birini ayrı ayrı memnun etmek hayaliyle ömrünü boşa tüketir (Mevdudî, Tefhimu'l-Kur'an, Terc. Heyet, İstanbul 1986, I, 176)

 

Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de: "Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının " diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir" (en-Nahl, 16/36), "İman edenler Allah yolunda cihad ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar" (en-Nisa, 4/76) ayetleriyle müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınmaları gereken tavrı açıklamaktadır. Alimler de tağut hakkında, ayet ve hadislerden çıkardıkları deliller çerçevesinde yaptıkları yorumlarla bu kavramı tefsir etmektedirler.

 

Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin hepsi, beşerî rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymaktadırlar. Dolayısıyla da Allah (c.c)'ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O halde bu rejimlerin hepsi "tağut" olarak isimlenir. Hatta kitlelere "en cazip ve hüsn-ü kabul gören bir rejim" olarak tanıtılan demokratik ve lâik rejimler de tağut hükmündedir.

 

Her ne şekilde olursa olsun, insanlar tarafından konulmuş ve Allah (c.c)'ın hükümlerine muhalefet eden hükümler "tağut" olarak isimlendirilirler.

 

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

burak [ 14 Haziran 2012, 21:27 ]
Selamünaleyküm hocam.Ben burak konyaya gıderken otobuste tanışmıştık hatırladınızmı.yazılarınızın bazılarını okudum cok eğitici ve bilgilendirici.tebrik edıyoruz sizi.sürekli takip edecem bundan sonra kendinize iyi bakın Allah'a emanet olun ellerinizden öperim.ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

SITKI ADA SITKI ADA
ANKARA GİRESUN GÜNLERİ İÇİN DAVA AÇIYORUZ
Hilmi Taşkın Hilmi Taşkın
HAK ETMEDİĞİMİZ YERDEYİZ
İBRAHİM BALCIOĞLU İBRAHİM BALCIOĞLU
İSRAİL VE SEÇİMLER
Ahmet Gürsoy Ahmet Gürsoy
HAYIRLI OLSUN
CEMİL KARATAŞ CEMİL KARATAŞ
EKMELEDDİN İHSANOĞLU KİMİN ADAYI?
zafer çamaltı zafer çamaltı
GİRESUN'U BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE
ABDULLAH KESKİN ABDULLAH KESKİN
CANİKLİ'NİN ADININ OKULA VERİLMESİ..
Vehbi Altunçul Vehbi Altunçul
YAZIK DEĞİL Mİ?
İsmail Ş.Aydın İsmail Ş.Aydın
GÜNEYDOĞU YOL GEÇEN HANI MI?
Ahmet Bilge Ahmet Bilge
TURİZM İL MÜDÜRÜ KİM OLACAK?
ŞAKİR ALİUSTAOĞLU ŞAKİR ALİUSTAOĞLU
SİYASET
Selami Çelebi Selami Çelebi
NEDİR BU İŞ?
ABDULLAH AKGÜN ABDULLAH AKGÜN
AKSU,ÇAĞRICI,TURAN VE PTT 1.LİG
Zeki Al Zeki Al
KİMLER GİTMELİ?
SEFER ÖZKAYA SEFER ÖZKAYA
TOPLUMSAL MUTLULUK..?
A.ZAFER TOPŞİR A.ZAFER TOPŞİR
GÜL'ÜN GÖREV SÜRESİ BİR YIL UZATILIYOR MU?
AHMED ÇITLAKOĞLU AHMED ÇITLAKOĞLU
30 MART'TA Kİ MİLLETİN KARARI
Mustafa Şahin Mustafa Şahin
BUDA MI KUMPAS?
Necmi Kaya Necmi Kaya
KİM SEÇİLİR?
H.İBRAHİM ŞENGÜN H.İBRAHİM ŞENGÜN
ÇİN İLE MEMLEKETİMİZİN KIYASLAMASI
Bünyamin Çetink Bünyamin Çetink
BİLEMİYORUM
Tülay Tatoz Tülay Tatoz
KAHRAMAN ÖĞRETMENLER
TAHSİN EYİBİL TAHSİN EYİBİL
ALLAHIM..ALÇAK BASINÇ VERME...
YUSUF KOCAOĞLU YUSUF KOCAOĞLU
FAİZ VE KAOS LOBİSİ TÜRKİYE'DE NEYİN PEŞİNDE?
Çınar Çetinkaya Çınar Çetinkaya
TİREBOLU'DAKİ BAZI KENDİNİ BEĞENMİŞLER..
İsmail Kaçmaz İsmail Kaçmaz
CHP'NİN TİREBOLU ADAYI KİM OLMALI?
Ertuğrul Akgündüz Ertuğrul Akgündüz
TOLGA, ZENGİN Mİ?
YAHYA İPEK YAHYA İPEK
TİREBOLU İLETİŞİM FAKÜLTESİ NASIL OLMALI?
Kamil Patan Kamil Patan
NAZMİYE KABADAYI'NIN CEVABI NE?
Yusuf Akdağ Yusuf Akdağ
ATATÜRK'ÜN ALLAH'A İNANCI TAMDIR
KEMAL GEMİCİ KEMAL GEMİCİ
BİZDEKİ NOKSANLIKLAR
Ali Sarıaydın Ali Sarıaydın
MİLLİYETÇİLİK TARTIŞMALARININ DOĞRUSU NE?
Miktad Kaya Miktad Kaya
KARADENİZ'DE PLAN TUTMADI
HASAN SEYİS HASAN SEYİS
ÇÖP SORUNUNU ÇÖZEMEYEN SİYASETÇİLER..
Namık Baltaoğlu Namık Baltaoğlu
SAYIN VALİ NE DEMEK İSTEDİ?
ŞENAY BİLEN ŞENAY BİLEN
EL SANATLARI VE CAM BONCUK YAPIMI
Osman Ünal Osman Ünal
ABD DOST MU DÜŞMAN MI?
MURAT TOKER MURAT TOKER
CANİKLİ'NİN VERDİĞİ TARİHTE NE OLUR?
Birol Cevizoğlu Birol Cevizoğlu
YENİ ASGARİ ÜCRET BELLİ OLDU
ALİ OSMAN BAHAT ALİ OSMAN BAHAT
PLAKA 34
SEDAT PİR SEDAT PİR
DOĞRUYU KİMLER SÖYLEYECEK?
Mustafa Cici Mustafa Cici
BİZE AĞLAMAK DÜŞER

  HABER ARA


Gelişmiş Arama

  EN ÇOK OKUNANLAR

  ANKET

FUTBOLDA YABANCI SINIRLAMASI IRKÇILIK MIDIR?






Tüm Anketler


Ayaronline © 2010 Tüm Hakları Saklıdır.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi