OY CEMO VAY CEMO
Fatih Cengiz Cebecioğlu yazıyor
Sarp ve kurak dağlar Cemo Cemo feryatları ile inlemeye başladı. Dağlar sanki bir daha şekillenmek üzere yerinden kıpırdadı. Genç demirci çekicini bu sefer Cemo diye diye sanki dağlara vurmuştu.
Kürtün dolaylarında bundan yaklaşık 200 yıl önce bir feryat koptu. Feryadın adı Cemo idi. Bir incir ağacının altında seslendi biricik Cemile’sine. Ve Demirci bugün Cemile’sine yaktığı ağıtla, dağların en tepesinden bizlere bakıyor.”Cemo” diyerek, ayaklarını yere sert çarpan gençlere bakıyor.”Cemo” diyerek, âşıkların ruhlarına dualar eden gençlere bakıyor.
Köyün birinde bir Demirci yaşarmış. Kendi halinde, işinde gücünde tek derdi ekmek parası olan bir garip genç demirci. Bir gün hayatının en sağlam anahtarını yapmaya karar verir. O anahtar için en ulu çeşmelerden en, en lezzetli suları toplamaktadır. Hepsinden toplamış ve sıra kendi köyünde ki çeşmeye gelmişti. Civarın en iyi anahtarını yapacaktı bu konuda kararlı idi. Çeşmeye uzandı ve ibriğini suyun altına yerleştirmişti ki suyun üzerine bir gölge düştü. Sıcaktan bunalan demirci kafasını kaldırır kaldırmaz, bir güzel görüverdi. Kafasında allı morlu bir yazma ve güneşin yansımaları dolu idi. Gözlerini kıstı, doğrulmaya başladı. Aman Yarabbi bu nasıl bir güzellikti bir güzellikti. Kimin nesiydi bu güzel? Ceylan gözlerine bak(a)madan kafasını eğdi. İbriği taşmıştı çoktan, ama alamıyordu suyun altından. Son çeşme ve son su idi bu. Bu güzelde sonuydu demircinin, sonraları anlayacaktı bunu. Bir kez daha doğruldu bu sefer gözlerinin en derinine baktı ve boğulacak gibi olunca ibriğini alıp oradan uzaklaştı. Ama nasıl gidiyordu, uçmak mı desen değil, sürünmek mi desen değil, yürümek mi desen değil. Bir beden gidiyordu köyün içine doğru, ruhu hala çeşme başında ki güzele bakıyordu. Gözlerine eğilip su içmenin hayalini kuruyordu ama boğulacağından korkuyordu. Demirci artık o güzelin gözlerinde boğulamaya başlamıştı. Her yerde bir çift ceylan göz görüyordu. Alamıyordu kendini o tılsımdan…
Güzeli gördüğü çeşmenin, suyunu kullanmaya gelmişti sıra. Aşkla vurmaya başladı çekici. Bu anahtar o güzele gidecekti. O ceylan gözlerinin kapısını bu anahtarla açacaktı. Aradan günler geçti demirci usanmadan, yorulmadan, günlerce gün ışığı görmeden salladı çekicini. Suyunu verdi anahtara, anahtar için şimdi bir kapı lazımdı!
Bu güzel aklından hala çıkmamıştı demircinin. Sonra kızı sordu soruşturdu. Kız, 5-6 köy sahibi koca bir ağanın kızı idi. Demircinin onu gördüğü gün gezmeye çıkmış ve su içmek için çeşmeye uğramıştı. Kızın adı Cemile’ymiş. Koca bir ağa kızına âşık olmuştur, talihsiz demirci. Kimse kurtaramayacaktır artık o ceylan gözlerden demirciyi.
Ve demirci aşkının şiddeti ile ağaya anasını gönderir. Ağanın kızına talip olduğunu bildirir. Ağa bu durum karşısında, hem şaşırır hem de hiddetlenir. “Basit bir demirci nasıl olurda benim kızıma, benim gibi bir ağanın kızına talip olur” diyerek, demirciye tez haber saldı. “Ben ki koskaca bir ağayım, senin gibi bir demirci parçasına verecek kızım yok benim” der. Demirciye haber ulaşır ulaşmaz, büyük bir acı ile olduğu yere yıkılır kalır. Çok sevdiği, biricik Cemile’sine kavuşamamak onu yıkacaktır. Bağrı yanıyor demircinin, kimselere derdini anlatamıyor. Kimselere tek bir söz edemiyor. Dilleri lal oluyor, gözleri ağma oluyor. Sadece Cemile’yi görüyor ve sadece Cemile ile konuşuyor. Cemile’sini görmek için ağanın evinin kapısına gidiyor. Bu durumu gören ağanın adamları, demirciyi saatlerce dövüyor. Demirci harap ve bitap bir vaziyette doğrulur doğrulmaz, kendi demir ocağına koşuyor. Yaptığı anahtarı alır almaz kendini dağlara atıyor. Yüksek gördüğü her tepeye, her dağa çıkıyor. Nereye gittiğini bilmeden sadece yürüyor. Umarsızca ve anlamsızca yürüyor. Günler oluyor, demirciden haber alamayan anası ve arkadaşları meraklanıyor. Bir arkadaşı demirciyi aramak için dağlara çıkıyor. Ve civarın en hâkim tepesinde, bir incir ağacının altında, demirciyi dua ederken görüyor. Yanına yaklaşıyor ve “ artık evine dön anan meraklanıyor, kendine kıyacağından korkuyor” diyerek demircinin evine dönmesi gerektiğini söylüyor. Demirci, arkadaşının söylediklerini duymamış gibi, hafifçe yerinden doğruluyor ve anahtarı kuşağından çıkararak Harşit Çayı’na doğru, bütün kuvveti ile fırlatıyor. Ellerini göğe açarak “bu anahtar, kilitlenip kalan bütün âşıkların hayat kapısını açsın. Benim verdiğim su yetmedi, koskaca Harşit Nehri’nin suyu belki yeter” der. Birden düşer yere, başlar ağlamaya. Arkadaşından yardım ister “bu aşkın acısından nasıl kurtulurum ben, bana bir çıkar yol göster” der. Arkadaşı da “Cemile’ye bir ağıt yak, o acı yüreğine oturduğu zaman feryat ile ağıdını yak” diye arkadaşına akıl verir. İşte o günden bu yana, bu çeşmeler, bu dağlar, bu sular, bu kuşlar, bu iklim Cemo ile Demirciyi yaşatır durur.
NOT: Bizlerle bu öyküyü paylaşan, Kürtün-Kızılok mahallesi sakinlerinden Cemal Genç amcaya ve yardımları ile bu konuya yazmama yardımcı olan ses ve kemençe sanatçısı olan Kadem Koca ağabeyimize teşekkür ederim. Ayrıca bu oyun ilk olarak, Harşit Köprüsünün açılışında sergilenmiştir.
TEŞEKKÜR: Değerli ağabeyim, Sayın Uğur Odabaş’a bu aşkın öyküsünü buralara taşıdığı için, bu oyunun var olduğunu herkese gösterdiği için, bizim öz oyunlarımızdan birinin kaybolmadan sergilenmesine önderlik yaptığı için teşekkürler ederim. Bu oyun artık Doğankent ve Kürtün dışında, anahtarın bulunduğu Harşit Nehri’nin, deniz ile buluştuğu kıyılarda da oynanıyor.