Neler oluyor hayatta?
Yusuf CİNAL -Belçika
Deniz Baykal´ın istifası,Türkiye´de bir başka ´siyasi komployu´ gündeme taşıdı..
Ama ne ´siyasi komplo´ ha!
Belli ki Deniz Baykal´a gerçekten büyük bir komplo kurulmuş!
Hem CHP içinden!
Hem de CHP dışından!
Bir anda yılların tecrübeli, akil siyasetçisi Deniz Baykal, kadro dışı kalmış görünüyor!
Şu an elinde bir koz kalmış gibi de gözükmüyor..
81 İl başkanından 77´si yeni genel başkan adayı Kılıçdaroğlu´na destek verdiğini açıkladı..
Deniz Baykal´a önceleri sempati duymayan biriydim..
Ama yıllar geçtikçe Baykal´ın doğru şeyler söylediğine tanıklık ettim..
Hatta bazı etkinliklerdeki konuşmalarını da yakinen dinledim..
Yazık oldu!
Bir anda siyasetin dışında kaldı..
Demirel de bir gitti,bir geldi idi…
Ama Baykal´ın bu gitme gelmelere kafa takacağını sanmıyorum..
Dikkat ettim de, beni en çok şu ´vefa´ denilen durum etkiledi..
Birden gemiyi terk edenler, karşı cepheye geçenler, insanı farklı düşüncelere itiyor..
Allah´ım ne çok görüş belirten oldu..
Ama şu 17´lik gençlerin ´ Bu iş Baykal ile olmazları´ akıllara durgunluk verecek cinsten..
Nereden bu kanıya varmışlar ki?
İşte propaganda bu!
Birine ´40 gün deli´ dersen, olacağı gibi bir şey..
CHP´lilerin kolay saf değiştirmesi anlatılacak gibi değil..
Şu siyaset zemini ne kaypakmış..
Ya da ´düşenin dostu´ olmuyormuş!
Bunları yeni öğrenmedik ama, yaşarken bir daha gördük..
Deniz Baykal´ı nasıl da kafa-kola getirdiler!
Anlamak çok güç!
Vay be!!
Neler oluyor hayatta!?
x x x
Gözler Zonguldak´da..
Yerin derinliklerinde mahsur kalan 30 madencinin durumu Türkiye´de merak konusu..
Öldüler mi?
Sağlar mı?
Kurtarılmayı bekleyen bu insanlara, nasıl ulaşılacak?
Çaresizlik bu ya yakıyor, yürek dağlıyor..
Olay yerinde bakanı, görevlisi ve başbakanı..
Ama şu çaresizlik yok mu?
Kızgınlık, öfke bir yana, sabretmek gerek..
Zira bu tercih madencimin di..
Hayat dediğin ne ki?
Kızıp yorgan yakmak yerine, sabırla devletin yapacağını beklemek gerek..
Birliktelik, acıları paylaşmak, yangını söndürmek gerek..
İnşallah yerin derinliklerin iyi bir haber gelir..
Hala umut var..
Umut olmazsa, yaşanmaz ki!
Biz bu ruh hali içindeyken, acı haber geldi..
28 Madencimize ulaşıldı..
Onlar yerin dibindeki şehitlerimiz..
Bir habbe ekmek uğruna olduğu kadar, ülkenin ekonomisine katkı için yerin dibine inmeyi yeğlemişlerdi..
Olay yerine giden devlet ricalinin söyledikleri ise beni tatmin etmedi..
Acıyı paylaşmak gerek..Devlet yaraları sarmalı..
Devlete bu yakışır da
Şu siyasetin pisliğini görmek bizi nasıl da üzüyor..
O zaman sade vatandaşın tepkisini lütfen anlayışla karşılayanız..
Sizin tepeniz nasıl atıyorsa, vatandaşın ki de atıyor!
x x x
Türkiye´den sürgün geldi..
Sinema ve tiyatro sanatçısı Ali Rıza Soydan..
Şimdi Belçika´da gün sayıyor..
Aklı-fikri Türkiye´deki arkadaşlarında..
Ama boş durmuyor..
İlk olarak Brüksel´de ´Yurdum insanı´ manzaralarını sergiledi..
Düşünmeye, izlemeye davet etti, seyirci kalmayınız mesajı verdi..
Sonra Gent kentindeki törende Nazım Hikmet Ran´ın ´ Kuvayı Milliye Destanı´nı arkadaşları ile birlikte sundu..
Farklı anlatımı ve kararlılığı, ciddiyeti ile ayakta durdu..
Bu defa Ali Rıza Soydan, aynı eseri Brüksel´de Belçika Atatürkcü Düşünce Derneği´nde tekrarladı..
Demek ki oluyormuş..
Demekki yurt dışında da bir şeyler yapılabiliniyormuş..
İşte Ali Rıza Soydan bu!
Sonra Atatürk Kupası maçlarında, palyaço oldu..
Minik yüreklerle birlikte saatlerce sohbet etti..
Görenler tanıyamadı!..
´Kim bu adam´ diyen bile olmadı!?
Güneşin altında o yıldız dağıttı..
Parlak, yalansız ve güzel..
Onların yüzlerine yıldızlar çizdi..
Renkli yıldızlar..
Küçük yürekleri kazandı..
Ama bu Ali Rıza Soydan ki, Türkiye onu yurt dışına, yabana itmeyi umursamadı!..
Yıllardır bizleri umursamadıkları gibi..
´Çalışın ha!....
Siyasete girin ha!..
Okuyun ha!...
Adam olun ha!...´
Türkiye´nin güneşinin, suyunun, zenginliklerinin esirgendiği ´Yurdum insanı´ işte!
Ölmek var, dönmek yok!
Nasıl ama!
Bu Ali Rıza Soydan´ı görünce, şunu düşündüm..
´Devlet baba, bizim adam olacağımız yok!..
Senin adam olman, bize yeter!
Berhudar ol!´
x x x
Brüksel´de, üniversiteli gençler ile bazı dernek baronlarının davetli olduğu resepsiyona katıldım..
Yıllar önce başlatılan bu uygulamanın fikirtaşlarından biriyim..
Üniversiteli gençler ile bir araya gelmek, onları tanımak, onlarla sohbet etmek, dertlerini dinlemek, anlamak, onlara seslenmek çok güzel..
Başkonsolos Mehmet Poroy ve eşi Ayşegül Poroy´un düzenlediği resepsiyon, özde hoş ama, bana samimi gelmedi..
´Oldu,bitti Maşallah!´ türündün bir davet gibi algıladım..
Nerede üniversiteli öğrencilerimiz?
Onlara ulaşılamıyor mu?
Bakınız, ´temcit pilavı´ gibi her resepsiyona davet edilenlerin varlığı sızlanmalara neden oluyor!..
Onlardan başka dernek, birlik, federasyon başkanı mı yok?
Biz bile, yeni başkanlarla tanışıyoruz..
Büyükelçiliğimiz, başkonsolosluklarımız, bu resepsiyon listelerini yenilemeli..
Güncellemeli..
´Gazeteci´ kılığına girmek için, site hazırlayanların güncellenmemiş siteleri gibi, bu listeler!..
Haydi öğrencileri geçtik, resepsiyonlara bir kısım siyasiler davetli, ya diğerleri?
Bir denge bulunamaz mı?
´Yerimiz dar´ ise, kurallarımız nerede?
Bireysel olarak öne çıkan saygın insanlarımız var!..
Unutulmuşluk onları üzüyor..
Onları da hatırlamak yakışmaz mı?
Doğrusu bu resepsiyonun daha geniş kıtılımlı ve görkemde düzenlenmesini arzuluyorum..
Gençler bunu hak ediyor..
Genç üniversiteli, yüksek öğrenimli gençlere mutlaka ulaşmalıyız..
Atatürk´ün büyük önem verdiği gençliğe sahip çıkmalıyız..
Onlar geleceğimiz ise;
Buna mecburuz!..
Onlara biz ulaşamaz isek, başkaları uzanır!..
Tren galiba kaçıyor!..
Bizden hatırlatması..