BİR ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ”:
HAŞLANMIŞ KURBAĞA ÖRNEĞİ
Doç.Dr.Halit Keskin(TİRDEF GENEL BAŞKANI)
Peter Senge “Örgütsel Öğrenme” literatürüne önemli katkılar koymuş ve bir nevi o sahada klasikler arasına girmiş bilim adamlarından birisidir. Bilim camiasında klasikler arasına girmek kolay ulaşılabilecek bir seviye değildir. Sosyal bilimlerde teori ortaya koymanın, güçlü bir teori yazmanın zorlukları gerçek anlamda bilimle ilgilenen araştırmacıların yakinen takip ettikleri bir vakadır. Bahse konu güçlü teori yazanların sayısı son derece sınırlıdır dediğimizde haksızlık etmiş olmayız kanaatindeyim. Çünkü; birçok eser vermiş olmak demek, güçlü bir teori yazmış olmak anlamına gelmemektedir. Zaten güçlü teoriler kendilerini belli ederler. Senge’ in “Beşinci Disiplin” kitabında olduğu gibi belirli bir süre sonra klasikler arasında yerini alırlar ve o alanla ilgili çalışanların başucu kitabı veya kaynağı haline gelirler.
Seng, kurumların nasıl öğrenen kurumlar haline dönüştürülebileceği ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmaların büyük bir ses getirdiğini belirtmek zorundayım. Bütün kurumlar aslında öğrenme sürecini devam ettirmektedirler. Bazıları daha hızlı bir şekilde öğrenirken, bazıları daha yavaş bir şekilde veya yetersiz öğrenmekteler. Öğrenme olayı aslında bizzat bireylerin kendilerinde başlamakta ve daha sonra kurumsal yansımaları görünmektedir. Gelişmelere duyarlı olmak, takip edebilmek ve adapte olabilmek öğrenmenin vazgeçilmez gerekleri arasında yer almaktadır. Bir nevi tabiattaki “tabi seleksiyon” örneğinde olduğu gibi, uyum sağlayan bireyler ve kurumlar daha çabuk gelişecekler ve varlıklarını devam ettirecekler. Bunun tam tersine bir yaklaşımla etraftaki gelişmeleri yorumlayamayan ve bunların etkilerini göz ardı eden birey ve kurumlar eski işlerliklerini kaybedeceklerdir.
Çevrenizin, bölgenizin ve ülkenizin sosyokültürel yaşantı biçimlerinin değiştiğini anlamak için birilerinin zorla zihninize sokmasını beklerseniz çok gecikmiş olursunuz. Hakikaten hayatın her alanında korkunç değişimler yaşanıyor. Teknoloji değişiyor, yaşantı biçimleri, alışkanlıklar v.b. istikrarlı bir değişim içinde. Aslında gelişmelerle birlikte kontrol alanınızın da daraldığını hissedebiliyorsunuz. Belki de insanlar, çeşitli şekillerde kontrolü altında sandığı bazı hususların ıslak sabun misali ellerinden kaydıklarını gözlemliyorlar. Bunları hissetmekle her şeyi halletmiş olmuyoruz. Asıl uyum sağlayabilmenin yolu kabullenmek ve buna uygun davranış biçimleri geliştirmekten geçiyor. Deve kuşu misalinde olduğu gibi kafaların kuma sokulmasıyla avcıdan kurtulmak mümkün değil. Çünkü gövde dışarıda kalmış durumda. Eski alışkanlıklarımızı ve davranış biçimlerimizi değişimler doğrultusunda yeniden revizyona tabi tutmak zorundayız. Bu kişisel, kurumsal ve daha makro ilerlemeler için temel teşkil etmektedir.
Peter Senge değişimlere ve etrafımızda olan bitenlere ilişkin olarak kitabında “haşlanmış kurbağa” örneğini vermektedir. “Bir kurbağa kaynar bir suyun içine koyulduğunda can havliyle kendini suyun dışına atmaya çalışacaktır. Burada direkt olarak kurbağaya yönelik bir müdahale durumu söz konusudur. Aynı kurbağayı oda sıcaklığında bir suya koyduğunuz zaman ve ürkütmediğiniz takdirde genellikle belirli bir dinginlik içinde bekleyecektir. Yavaş yavaş suyun sıcaklığı artırıldığı takdirde, kurbağanın göstereceği davranış biçimi ilginç sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Sıcaklığın hafif bir şekilde yükselmesi kurbağayı tepkiselliğe itmemekte ve gittikçe rahatlamaktadır. Bir başka açıdan da gittikçe keyiflenmektedir. Süreç kurbağanın haşlanmasına doğru gitmektedir. Kurbağa bu durumu fark edememiştir. Böylelikle kurbağa haşlanacak ve dışarıya çıkacak hali kalmayacaktır.”
Kurbağayı haşlanma sürecinde dışarıya çıkmaktan alıkoyan güçlü bir sebep yoktur. Bununla birlikte içinde yaşadığı ve etkilendiği değişim sürecini algılayamamak sonunu getirmiştir. Çünkü kurbağanın etrafındaki değişimleri algılaması ancak radikal veya ani değişimlere endekslenmiştir. Kurbağa bir süreç içinde evrimsel olarak gelişen değişimleri algılamakta yetersiz kalmıştır. Değişimlerin bazen çok radikal bir şekilde karşımıza gelmesi mümkün olabilir. Biz bu tür durumlarda radikal kararların verilmesi taraftarıyız.
Selin önüne kapılıp giden eşyalardan ne kadar kurtarabilirseniz kardır düşüncesine sahibiz. Bunun yanında etrafta meydana gelen değişimlerin genellikle yavaş bir seyir halinde olduğunu da unutmamak gerekiyor. Sosyokültürel çevrede tedrici bir şekilde değişimler oluyor. Kısaca; eğitim seviyeleri, kaynakların kontrolü ve paylaşılması, tüketici tercihleri, yaşantı biçimleri, halkın kültürel düzeyi, bayanların daha fazla iş hayatında yer alması, kariyer beklentileri, insanların tek bir yerde yaşama alışkanlıklarını bırakmaları vb. birçok değişimin yaşandığını görüyoruz. Gelişmeleri ve bunların getirdiği değişimleri fark edememek ve eski alışkanlıklarla devam edeceğini düşünmek entropiye (bozulma, gerileme) doğru götürecektir.
Bireylerin kurumsal hayatta ve özel hayatlarında değişimleri fark edememeleri, yanlış yorumlamaları veya direnç göstermeleri durumu söz konusudur. Belirleyici olacak ve başarıya götürecek sonucu da asıl bu uyum mekanizması sağlayacaktır. Narsizm (kendisini çok önemseme, aşırı güçlü görme) hastalığına yakalanan bireylerin ve toplumların haşlanmış kurbağaya dönüşmesi beklenen bir durumdur.
Çözüme gitmenin kolay olduğunu söyleyemeyiz. Yılların vermiş olduğu alışkanlıkların ve yetişmiş olunan sosyokültürel çevrenin etkileri bireylerin üzerinde önemli tesirler bırakmaktadır. Bireyler neredeyse buz kalıbı haline gelmiş olan bu alışkanlıklarını kolayca eritememekte ve devam ettirmektedir. Kısaca Francis Bacon’ un çalışmalarından edindiğim çıkarıma dayanarak herkes kendi mağarasından dünyaya bakmaktadır diyebiliriz. Bu doğrultuda çözümün temel belirleyicisi bir zihniyet değişikliğine gidebilmektir. Zihniyet değişikliği; etrafımızda olup biten değişimleri fark etmemize yarayacak, bizim düşündüğümüzün dışında da düşüncelerin olduğu anlayışını yerleştirecek, kontrol alanımızın sınırsız olmadığını öğretecek ve belki de sahip olduğumuz düşüncelerin ve alışkanlıkların demode olduğunu ve bunlarla gidilemeyeceğini bize hatırlatacaktır.
Sloganik ama anlamlı bir cümleyle bitirelim: “Değişim rüzgârları gelince aptallar duvar örermiş, akıllılar ise yel değirmeni inşa edermiş.”
Kaynak
Peter M. Senge, Beşinci Disiplin, Çev. Ayşegül İldeniz ve Ahmet Doğukan, YKY, Mart 2001 İstanbul.
Bu habere toplam 2 yorum yazılmıştır.
Teşekkür ederiz. Yazıyı okuyunca yeni bir bakış açısı daha kazandığımı hissettim.Değişim sürekli ve biz ne düzeyde etkilendiğimizi bilmiyoruz veya durumun ciddiyetinin farkında değiliz. Hoacmızın yazısı oldukça akademik içerikli olmakla birlikte, haşlanmış kurbağa örneğiyle çarpıcı bir şekilde anlaşılır hale getirilmiş.
Malesef yıl 2010 ama zihniyet değişimi sağlanamamış durumda. Oldukça önemli ve üzerinde durulması gereken bir konu. Yazıda anlatıldığı gibi farkına varmadan kurbağa gibi haşlanmaya devam ediyoruz. Güçlü Giresun ve Türkiye için kenetlenmeye ihtiyacımız var. Herkes dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü düşündüğü sürece bir ierleme kaydedemeyeceğiz.
Yorumların tamamını okumak için tıklayın.