GÖRÜŞ
HİLMİ TAŞKIN
hilmi.taskin@mynet.com
“Aşk olsun sana çocuk…”
O’nu 1997 yılında tanıdım. Giresun İmam- Hatip Lisesi’nde bir süre birlikte çalıştık. Daha sonra da beraberce Giresun Lisesi’nde görev yaptık.
Neşeli ve güler yüzlü idi. Kendine has gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmazdı. “Zümre Toplantısı” adını verdiğimiz muhabbet toplantılarının da en neşeli olanlarından teki o idi.
Takılır, şaka yapar, güler ve güldürürdü…
Yağmur-çamur, kış-yaz, sıcak-soğuk demeden spor yapardı. Genellikle yanında Halit arkadaş olurdu. Onları stadyumda veya sahil yolunda görmeyen yoktur.
Önceleri Aksu Festivalinde sportif yarışmalarda yapılırdı. O’nu da katmıştık. Aksu Koşusuna… Derece yapmıştı. Mutlu olmuştuk hep birlikte… Ritim yakaladı mı tay gibi koşuyordu.
Bizim göbekli halimize gülüyor ve “spor yapın” diyordu.
O’nu en son 29 Temmuz günü gördüm. Kavram Dershanesinin açılış törenine gelmişti. Yine neşeli ve güler yüzlü idi. Bize başarılar diledi.
İki gün sonra arkadaşlar ile “Tahir’in Çay Evi’nde” oturmuşlar. Sohbet etmişler. Zaten en çok takıldığı yerlerden teki de orası idi.
Çok kez caddeden geçerken bende oraya bakardım. Var mı diye… Orada ise çay içer sohbet ederdik.
Cumartesi sabahı arkadaşlar aradılar. Acı haberi verdiler. İnanamadım. Çünkü O’na ölümü yakıştıramadım.
Sonra “acaba trafik kazası mı?” diye düşündüm. Bilgi almak için telefonla aradığım Halit arkadaş gerçeği anlattı.
Halit anlatırken ağlıyordu, ben dinlerken…
“Cenaze Seyit Hoca’da baba evinde” dedi Halit. Eşimi ve öğrencisi olan kızımı da alarak Seyit Hoca’da ki baba evine koştum.
Arkadaşları ve yakınları orada idiler. O’nu yolcu etmeye gelmişlerdi!
Halit’in gözleri yaşlı “ O’na bu akşam için ellerimle tavuk mantarı toplamıştım. Birlikte yiyecektik.” sözleri yankılandı kulaklarımda.
Erol arkadaş, “O’nu bu koşuya ben götürdüm” diyordu. Vicdanen huzursuzluk duyuyor gibi idi. Ağlamaktan gözleri kızarmıştı.
Öğrendim ki Erol arkadaş ile bu yıl yapılacak Avrasya Maratonuna katılmaya karar vermişler ve o nedenle beraber antrenmanlara başlamışlar…
Şimdi Erol arkadaş O’nun anısına Avrasya Maratonuna katılmalı ve O’nun için koşmalıdır. Bunu kendisine de söyledim.
Ve başka arkadaşlar… Hepsi oradalar ve hepsinin de gözleri yaşlı… Hepsi ondan anılar anlatıyor.
Eve girdim. Arzu Hoca bitkin. “Veda etmeden gitti” diyor. Hayat arkadaşına veda etmeden göçüp gitmek!
Ne acı bir durum. Birden bire yol arkadaşını yolda yapayalnız bırakmak…
İçim burkuldu. Teselli edecek söz bulamadım.
Üst kata çıktım. Beyaz örtü altında O yatıyordu. Anacığı başucunda idi. Yüzünü açtım. Gözü açıktı... Doyamadan gitmişti!
Anlından öptüm ve vedalaştım. Sanırım bir yerlerden veda sözlerimi duymuştur. Sonra duygulandım. Oturdum başucuna anacığı ile ağlaştık.
İçimden “hep iyiler gidiyor” diye düşündüm.
Sonra aklıma sevgili Can Yücel’in “Mare Nostrum” şiiri geldi. Tam da O’na göre idi…
“Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!” diye mırıldandım.
Güle güle Eyüp Hoca… Güle güle…