GÖRÜŞ
HİLMİ TAŞKIN
hilmi.taskin@mynet.com
Bunun sonu nedir?
Siyasal iktidarlar için en çok yapılan eleştirilerden teki de kadrolaşmalardır. Az gelişmiş demokrasimizde her iktidar, her yere kendi yandaşlarını yerleştirmek için çaba harcar.
Son iktidar bu konuda daha da faal…
Ülkemizin anayasal düzeni kuvvetler ayrılığına dayanır. Bu sistemde yasama, yürütme ve yargı görevlerini farklı organlar yerine getirir.
Bizde iktidar olan, (yürütme gücüne sahip olan) adeta tek güç olmak ister.
Yasama benim!
Yürütme benim!
Yargı da benim!
Anlayış bu olur…
Bu anlayışın temel nedeni demokrasi kültürünün azlığıdır. Ya da sistemi bütünüyle elde etme isteğidir. Uygulamalara bakacak olursak siyasal iktidarda her ikisi de var.
Eğitim sistemine “benim öğretmenim” gözü ile bakan bir anlayış iktidardadır.
Medya da, “yandaş medya” oluşturulmuştur.
Emniyette, “F tipi örgütlenme” etkili noktaları kontrol eder hale getirilmiştir.
Mülkiye de “benim valim” , “benim kaymakamım” anlayışı ile atamalar yapılmaktadır.
Yasama organında güç tek elde toplanmıştır.
O güç ile yürütme, istediği gibi hareket edebilme olanağı bulabilmektedir. Çankaya’dan da hemen her konuda onay gelmektedir!
Bu uygulamalara hukuk yolu ile “dur” demek istersen, gidilecek yer Anayasa Mahkemesidir. Orasının elde edilmesi için atılan adımlar ortadadır.
Bu adımlar YÖK için de, Üniversiteler için de atılmıştır.
HSYK’da yaşanan son tartışmalara bakacak olursak yeni adımların nereler için atılmak istendiğini de kolayca görürüz.
Şimdi düşünün. Devletin TRT’si elde edilmiş. Medya da önemli bir ağırlık kontrol edilir hale getirilmiş.
O medya ile istenen amaca dönük toplum mühendisliği çalışmaları yapılıyor.
“Çok kanallı tek seslilik” medyada büyük ölçüde geçerli hale gelmiş. Pek çok gazete ve köşe yazarı da bu “tek seslilik” kuralına uymuş.
Eğitim sistemi ilköğretimden, yükseköğretime kadar kontrol altına alınmış.
Müdürü ile, müfredatı ile, rektörü ile, YÖK’ü ile “yandaş örgütlenme” tamamlanmış.
Vali ve Kaymakamlar Türkiye Cumhuriyeti adına değil de, hükümet adına görev yapar hale getirilmiş.
Bürokrasi de de işlem tamam olmuş!
Şimdi hedef henüz elde edilemeyen yerlerde de etkili olmaktır.
Büyük bir azimle bu hedef için çaba harcanıyor. Hem de organize bir şekilde. Direnen, muhalefet edenler “yandaş basın” aracılığı ile ve başka önlemler (!) ile dize getirilmeye çalışılıyor.
Manşetler bu amaç için atılıyor.
Televizyon yorumları bu amaç için yapılıyor.
“Her yer benim olacak” anlayışı tehlikeli bir şekilde tırmanmaktadır. Yasama ve yürütmede işlem tamamdır. Sıra da yargı var.
O da başarılırsa ne olur?
Ne olacak, parti devleti olur!
Zaten gidişatta oraya doğrudur.