İsrail gibi küçük bir devletin ,insanlarımızı öldürüp savaşı dahi göze almasına rağmen ,Türkiye'nin verdiği tepkiler yeterli mi ,yoksa 1000 yıllık efsanenin çöküşü mü?İsrail öldürürken korkmuyor da ,Türkiye ekonomik ambargo koymaya dahi korkuyor mu?Hukuki mücadele sonrası neler elde edilecek?İsrail'i bu kadar güçlü ve kanun tanımaz kılan ana unsurlar neler?Türkiye, Milli Silah sanayini geliştirmeyerek sıradan devletler karşısında da teslim bayrağı mı çekiyor?Bunun suçlu yada sorumlusu kim?Türkiye İran kadar neden olmadı?İsrail'le er geç yüzleşildiğinde kim ayakta kalacak?Yolun sonuna mı geldik?Usta Yazarlarımızdan Bünyamin Çetinkaya,son yazısında İsrail saldırısını ele aldı ve akla gelen soruların birçoğuna yanıtlar verdi.İşte o yazı...
HUKUKUN GÜCÜNE İNANMAK
Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Çetinkaya
Her geçen gün gelişmekte ve ilerlemekte olduğunu söylediğimiz dünya ülkelerinin ve yaşam koşullarının aslında hiç de öyle olmadığına tanık oluyoruz. İnsanlık silahları değişmiş, alışkanlıkları farklılaşmış bir halde yine savaşlar içinde. Ama bir taraftan da çok daha fazla değişen ve değiştiğini hissettiren bir şey var ki o da savaşların artık mertçe yapılmadığı, oyunların kuralına göre oynanmadığı!
Bakıyoruz bir İsrail devleti türemiş, arkasına bir takım güçler almış koca bir dünyaya kafa tutuyor. Ama bu kafa tutma hiç de öyle gücüyle, mertliğiyle orantılı bir kafa tutma değil. Yeri geldiğinde her türlü tezgâhı hazırlayabilen, her türlü arkadan vurmayı ve belden aşağı çalışmayı yapabilen bir kafa tutma. Güçsüzü ezmekten, tutsağı öldürmekten, hatta yaralıya kelepçe takmaktan çekinmeyen, Allah’tan korkmayan bir kafa tutma. İnşallah bir gün yukarıda Allah’ın var olduğunu hatırlarlar…
Dünya, hukukunu herkesi koruyacak ve herkesin hukuku olacak şekilde kurma yerine “güçlünün hukuku” anlayışına göre şekillendirmekte. Hukukun gücüne bağlı yaşam felsefelerini kaybetmek ve bu konudaki inanışlarımızı yitirmek üzereyiz.
Geçenlerde bir sohbette eskinin mertliğinden bahsederken şunlar konuşuldu. Dendi ki; “Eskiden hasmı olan, hasmına karısının, çoluk çocuğunun yanında bulaşmaz onu onların yanında ezmek, üzmek istemezdi. Bunu yapan ayıplanırdı. Hatta eğer hasmımızın çoluk çocuğu zor durumdaysa onları korumaktan kaçınılmazdı. Bu zayıflık değil mertlik sayılırdı” Yine dendi ki; “Eskiden hasmı olan bir dükkana, lokantaya ya da bir mekana gittiğinde eğer ondan önce hasmı gelmişse oradan ayrılır giderdi. Önce gelen orda kalır diğeri çıkar giderdi.” Ayrıca; “Eğer hasımlık varsa hasımın yüzüne karşı yapılırdı, arkadan konuşulmaz, arkadan vurulmaz, mahremine dokunulmazdı.”
Daha çok şey dendi.. ve bir kez daha bizim mertliğimizi hatırladık. Düşmanımızı bile koruduğumuzu, düşene asla vurmadığımızı, savaşı da, düşmanlığı da bir mertlik kuralı içinde yaptığımızı ve bu vasıfların Türk Milletinin en büyük erdemlerinden biri olduğunu hatırladık.
Atatürk’ün Anzak askerlerinin annelerine: “burada ölen çocuklarınız bizim yavrularımızdır. Onlar artık bize emanettir. Siz rahat olunuz” derken aslında bizim düşmanımıza esirimizken de ölmüşken de bir misafir gözüyle baktığımızı ve yemeyip yedirdiğimizi, en iyi şekilde koruyup kolladığımızı ifade etmiştir.
Türk Milleti büyük ve erdemli bir millet olarak her zaman barışı ve sevgiyi amaçlamış ve bu inançla yaşam felsefesini kurmuş bir millettir. Tarihi bunun örnekleriyle doludur. Fatih’inden, Kanuni’sinden, Atatürk’üne kadar tüm Türk büyükleri her zaman dürüst, ilkeli ve hakka hukuka uygun davranmışlardır.
Şimdi ise bakıyoruz, dünya bu milletin çocuklarını esir alma çabasına düşmüş, bir kahpe oyun içinde gidip geliyor. Bu oyuna piyon olarak kanı bozuk birçok Türkiye Cumhuriyeti kimlikli şahsı da katıyor. Türk’ün aklına bile gelmeyecek oyunlar, yalan dolanlar, dalavereler yapılarak ekonomisi çökertilmeye, ahlakı bozulmaya, erdemleri ve inançları yok edilmeye çalışılıyor. Yer altı kiliselerinde sahte din simsarları çalışırken, yer üstünde uyuşturucu pazarlamacıları, kültür yozlaştırıcıları, yabancılaşma senaristleri görevlerini ifa ediyor.
Çok şükür ki, kan sapasağlam! Büyük Milletimizin değerleri dosdoğru!
Türk Milleti, Allah’ın haram kıldığına, devletin yasak saydığına uzak bir millettir. Kul hakkının en büyük hak olduğunu bilir. Birinin arkasından dedikodu yapmayı “gıybet” diyerek yasaklayan ve “Hanginiz arkadaşının ölüsünü yemek ister ki” diyerek gıybetin ne kadar kötü bir şey olduğunu ifade eden Hz. Peygambere inanmıştır. Biz, olmayan bir şeyi ise varmış gibi uydurarak söylemenin “iftira” olduğuna ve iftiranın da “gıybet” gibi en büyük günahlardan olduğuna inanmış bir milletiz.
Bu güne kadar olduğu gibi bugünden sonra da millet olarak bütün savaşlarımızda, mücadelelerimizde, dürüslük, mertlik ilkesine bağlı kalmak görevimiz olmalı. “Su uyur düşman uyumaz” deyişinden hareketle elbette ki biz de uyanık olacağız. Ülke olarak, dost görünen ama haince planlarını yapmaktan geri kalmayanlara karşı uyanık ve tedbirli olmalıyız. Dün Acerbaycan’a, Karabağ’a, Hocalı’ya, bu gün Filistin’e saldıranlar eminim yarının hesabını bize yaptılar. Musul’da, Kerkük’te, Erbil’de Türk’leri katledenler, Kuzeyiyle Irak’ı bombalarla yağmalayanlar, Büyük Orta doğu dedikleri oyunu oynayanlar az önce yazdıklarımı hiç anlamazlar. Mertliği, dürüstlüğü bilmezler.
Dün Başbakanımızın konuşmasını izledim. “8. Türkçe Olimpiyatları”nın kapanış konuşmasında “Biz güçlü bir ülkeyiz. Biz barış ve dostluk ülkesiyiz.”dedi. Buna kalben inanıyorum ve şunu da ekliyorum. Tarihimizde olduğu gibi yarınımızda da dünyaya dostluğu ve barışı yeniden öğretecek olan ülke biziz! Türk milleti büyük bir millet olduğunu ve Yunus Emre’nin dediği gibi dünya da “sevgi için” olduğunu herkese gösterecektir. Nasıl mı? Nasıl görmek istiyorlarsa öyle!